Gümüş Kanatlı Dostun Gece Yolculuğu

Yıldızlı Odanın Gizemli Misafiri

Güneş yavaşça tepelerin ardına çekiliyordu. Gökyüzü önce turuncuya, sonra tatlı bir mora boyandı. Küçük Ege, en sevdiği yumuşak pijamalarını giyip yatağına kuruldu. Annesi odanın ışığını kıstığında, duvardaki yıldızlar neşeyle parlamaya başladı. Ege’nin gözleri, sandığın üzerinde rulo yapılmış eski halıya takıldı. Bu halı, üzerinde lacivert denizler ve altın rengi güneşler olan çok özel bir eşyaydı. Halı sanki o an hafifçe kımıldadı ve püskülleriyle selam verdi.

Ege, parmak uçlarında yürüyerek sandığın yanına kadar gitti. Halıya dokunduğunda avucunun içinde sıcak bir titreşim hissetti. Annesi kapıdan başını uzatıp gülümsedi. Bu halı, büyükannesinin masallarından kalma çok eski bir dosttu. Ege, halının üzerindeki desenlerin canlandığını görür gibi oldu. O an kalbi heyecanla, tıpkı küçük bir kuşun kanat çırpışı gibi atmaya başladı.

Annesi halıyı usulca odanın ortasına serdi. Halı serilir serilmez odanın havası bir anda taze çiçek kokularıyla doldu. Ege halının üzerine bağdaş kurup oturdu. Halı, tıpkı yumuşak bir bulut gibi yaylanarak onu karşıladı. Püskülleri, Ege’nin ayak bileklerine değerek onu hafifçe gıdıkladı. Çocuk, bu sıcak karşılamadan sonra kendini çok güvende hissetti.

Gökyüzünde Bir Gıdıklama Macerası

Halı birden incecik, rüzgâr fısıltısını andıran bir sesle kıkırdadı. “Eğer püsküllerimi gıdıklarsan, seninle bulutların arasına çıkabiliriz,” dedi. Ege şaşkınlıkla halıya baktı ve parmaklarıyla kenarlarını gıdıkladı. Halı, neşeli bir motor sesi çıkararak yerden bir karış yükseldi. Pencere, ılık bir akşam rüzgârıyla kendiliğinden nazikçe aralandı. Dışarıda İstanbul’un ışıkları, denize düşmüş elmas parçaları gibi parlıyordu.

Halı, Ege ve annesini taşıyarak açık pencereden dışarı süzüldü. Sokak lambaları aşağıda küçük birer ateş böceği gibi kalmıştı. Gökyüzünde süzülürken hava hiç soğuk değildi. Aksine, gökyüzü onlara yumuşak bir battaniye gibi sarılıyordu. Ege, aşağıda uyumaya hazırlanan şehri izlerken büyük bir huzur duydu. Şehir, geceye hazırlanırken derin ve sakin bir nefes alıyordu.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Gümüş Gölün Fısıltısı ve Dört Şarkıcı Arkadaş

Acaba yıldızlar da bizim gibi oyun oynamayı sever mi? diye düşündü Ege. O sırada yanlarından geçen küçük bir bulut, onlara yol verdi. Bulut, pamuk şekerine benziyordu ve geçerken yüzlerini hafifçe okşadı. Halı, gökyüzünde bir sağa bir sola yatarak dans ediyordu. Ege, bu yolculuğun hiç bitmemesini isteyecek kadar mutlu olmuştu.

Neşeli Seslerin ve Şekerlerin Ülkesi

Bir süre sonra “Uykucu Kurabiye Büfesi” yazan parlak bir tabelanın yanına indiler. Tezgâhın arkasında duran Kaptan Tarçın, onlara neşeyle el salladı. Kaptan Tarçın, aslında kocaman ve gülen bir kurabiyeydi. “Hoş geldiniz neşeli yolcular!” diye seslendi sesi çikolata gibi tatlıydı. Ege, kurabiyelerin konuşabildiğini görünce sevincinden yerinde duramadı. Kaptan, onlara içinden kıkırdama sesleri gelen özel kurabiyelerinden ikram etti.

Halı daha sonra onları Renkli Balon Parkı’na götürdü. Buradaki çimler yeşil değil, üzerine basınca zıplatan yumuşak balonlardı. Parkın ortasında bir grup kuş, enstrümanlarıyla harika bir konser veriyordu. Baykuş şef, kanatlarını bir orkestra şefi gibi ustalıkla sallıyordu. Müziği sadece kulaklarıyla değil, tüm kalbiyle hissetmek gerekiyordu. Ege, gözlerini kapatıp müziğin içindeki o yumuşak huzuru dinledi.

Kuşların melodisi, ağaçların yapraklarını bile dans ettiriyordu. Yaşlı bir çınar ağacı, müziğin ritmine uyarak dallarıyla havayı nazikçe kucakladı. Herkes bir ağızdan mırıldanıyor, gökyüzü sevgi dolu bir melodiyle doluyordu. Ege, annesinin elini tuttuğunda sevginin en büyük güç olduğunu anladı. Birlikte şarkı söylemek, içindeki tüm yorgunluğu alıp götürmüştü. Neşe, paylaştıkça çoğalan bir ışık gibi etrafı aydınlatıyordu.

Yıldız Yastığında Tatlı Bir Uyku

Son durakları, bembeyaz ve yumuşacık olan Yıldız Yastığı Adası’ydı. Burası, gökyüzünün en sakin ve en kuytu köşesiydi. Adanın üzerinde küçük bir yıldız görevlisi olan Parıl, onları karşıladı. Parıl, elindeki gümüş keseden etrafa ışık tozları saçıyordu. Bu tozlar, çocukların rüyalarını güzelleştiren sihirli olmayan ama sevgi dolu birer hediyeydi. Ege, yastık adaya uzandığında göz kapaklarının ağırlaştığını hissetti.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Gizemli Ormanın Sihirli Çiçeği

Halı, Ege’nin üzerini yumuşacık püskülleriyle bir yorgan gibi örttü. Annesi başucuna oturup onun saçlarını şefkatle okşadı. Parıl, gökyüzünün sessizliğini dinlemeleri için onlara işaret etti. Ege, sessizliğin içinde aslında dünyanın ne kadar güzel bir şarkı söylediğini fark etti. İçsel bir huzur, tüm vücudunu bir ılık süt gibi sarmalamıştı. Artık eve dönme ve güzel rüyalara dalma vakti gelmişti.

Halı sessizce pencereden içeri süzülüp eski yerine yerleşti. Oda yine aynı odaydı ama Ege’nin kalbi şimdi çok daha huzurluydu. Sandığın üzerindeki halı, son bir kez hafifçe titreyerek iyi uykular diledi. Ege, annesinin yanağına bir öpücük kondurup yastığına iyice gömüldü. Sevgiyle dolan bir kalp, en güzel rüyanın anahtarıdır. Ay ışığı odanın zemininde gümüşten bir yol çizerken, dünya huzurlu bir uykuya daldı.

Yıldızlar fısıldasın kulağına en güzel masalı, huzurla dolsun her çocuğun uykudaki hayali.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu